|
İnci
kefalı, Van Gölü çevresi insanlara yurt olduğu günden
beri, göl çevresinde yaşamış olan insanların
sofralarına girmiştir. O günlerden günümüze
gelinceye kadar, çok farklı yöntemlerle tüketilmiştir.
İnci kefalının tüketimi esasta iki ana grupta
toplanabilir. Bunlar taze olarak tüketim ve saklanarak
tüketim olarak isimlendirilebilir. Geçmişte bu iki
ana tüketim şeklinin oranları hakkında ne yazık ki
yeterli bilgiye sahip değiliz. Ancak günümüzde
toplam tüketimin %70'i taze, %30'u çeşitli şekillerde
saklanarak tüketilmektedir.
Balığın
diğer etlerle karşılaştırıldığında besin değerleri
çok önemli farklılık gösterdiği dikkate alındığında,
balık tüketiminin önemi daha iyi anlaşılabilmektedir.
İnci kefalının besin değerleri, hem diğer etlerle,
hem de bazı diğer balıklarla karşılaştırmalı
olarak Tablo 1 ve Tablo 2'de verilmiştir.
| Tablo
1. İnci kefalının besin değerlerinin diğer
etlerle karşılaştırılması (g/100 g) |
|
İnci
kefalı
|
Kırmızı
et
|
Kanatlı
eti
|
|
Protein
oranı yüksek
|
18
|
Protein
oranı yüksek
|
18
|
Protein
oranı yüksek
|
19
|
|
Yağ
oranı düşük
|
4
|
Yağ
oranı yüksek
|
18
|
Yağ
oranı düşük
|
8
|
|
Kalorisi
düşük
|
108
|
Kalorisi
yüksek
|
234
|
Kalorisi
düşük
|
148
|
|
Tablo 2. İnci kefalının besin değerlerinin diğer
balıklarla karşılaştırması |
|
Besin
Maddesi (g/100 g)
|
İnci
kefalı
|
Alabalık
|
Palamut
|
|
Protein
|
18
|
18
|
21
|
|
Yağ
|
4
|
11
|
10
|
|
Su
|
73
|
79
|
75
|
|
Enerji
|
108
|
171
|
174
|
|
Fiyat,
YTL
|
1
|
5
|
10
|
İnci
kefalının taze olarak tüketimi: Üreme dönemi dışında
avlanan inci kefallarının hemen hepsi taze olarak tüketilmektedir.
Balıkçıların günlük olarak karaya çıkardıkları
balıklar, toptancılar tarafından balıkçı köylerinden
kamyonetlerle toplanıp şehir merkezi getirildikten
sonra, balık il ve ilçe merkezlerindeki parakente satıcılara
dağıtılır. Bu satıcılar il ve ilçe merkezlerinde
belli noktalarda balığı tüketicilerin beğenisine
sunar. Taze olarak satın alınan balık, evlerde fırında
az yağlı veya yağsız olarak, kızartılarak veya
tandırda pişirilerek tüketilir. Gelensel tüketim şekillerinin
hemen hepsinde pişirmeden önce balığın içi
temizlenmez. Yani balık iç organları ile birlikte pişirilerek
yenir. Bunun temel sebebi, geçmişte sadece ürüme döneminde
avlanan balığın yumurtaları ile birlikte yenmesi
olduğu düşünülmektedir. Ancak son yıllarda artan
kentlilik kültürü ve inci kefalı tüketimine ilişkin
yapılan yayım çalışmalarının da etkisi ile
evlerde tüketilen balıkların önemli oranda
temizlenerek pişirildiği görülmektedir. İnci kefalının
başka bir taze tüketim şekli, çarşıda özellikle
esnafların öğle yemeğinde, pide fırınlarında
galvanizli saçlardan veya 16 kiloluk tenekelerin açılarak
kenarlarının kıvrılması yoluyla oluşturulmuş
dikdörtgen tavalarda pişirilmesidir. Bu şekilde tüketilen
inci kefallarının içi temizlenmez ve üzerlerine bol
kalın tuz serpilir. Son yıllarda galvanizli saç veya
teneke yerine, kalan oluklu mukavvaların da tava
olarak kullanıldığı görülmektedir. Oluklu
mukavva, pişme esnasında balıktan çıkan suyun
mukavva tarafından emilmesi ve böylece balığın
daha kısa sürede pişmesi ve daha kuru olması için
kullanılmaktadır.
|

|
|

|
|
Pide fırınında balık pişirme |
|
Yer sofrasında balık |
|
|

|
|
|
|
Fırından yeni çıkarılmış inci kefalı |
|
|
|
|
|
|
İnci kefalının
taze olduğu nasıl anlaşılır?
|
|
Özellikler
|
Taze
|
Bayat
|
|
Deri
|
Renk
parlak
Pullar
saydam
|
Renk
bulanık, deri yüzeyinde sümüksü mukoza fazla
|
|
Gözler
|
Canlı
ve parlak
|
Göz
bebeği bulanık, mukoza ile kaplanmış
|
|
Solungaçlar
|
Parlak
kırmızı, koklandığında deniz kokusu geliyor
|
Soluk
kırmızı, sarımsı gri, koklandığında kötü
koku geliyor
|
|
Solungaç
kapakları
|
Solungaç
kapakları sıkıca kapalı
|
Rahatça
açılabilir veya açık
|
|
Karın
derisi
|
Parlak,
dokunulduğunda sert,
|
Renksiz,
bulanık, dokunulduğunda gevşek, elastikiyetini
kaybetmiş, yırtılmış
|
|
Kaslar
|
Sıkı,
elastik, parmak ucu ile hafif bastırıldığında hızla
düzeliyor
|
Yumuşamış,
elastik değil, parmak ucu ile hafif bastırıldığında
düzelmiyor
|
|
Koku
|
Orijinal
deniz veya yosun kokusu
|
Kokuşma
belirgin şekilde hissediliyor
|
|
|
|
|
|

|
|
|
|
Taze ve bayat balığın görünümü |
|
Saklanmış
inci kefalı tüketimi: İnci kefalı, göçücü
bir tür olduğu için geçmişte taze tüketiminden
daha yaygın bir biçimde balık çeşitli şekillerde
saklanarak tüketilmiştir. Saklanarak tüketimde en önemli
payı tuzlu balık almaktadır. Balıklar ya tuzlandıktan
sonra kurutularak, ya az nemli ortamlarda tuz içine gömülerek
veya tuzlu suda salamura yapılarak bir kaç aydan bir
yıla kadar saklanarak tüketilmektedir. Aslında
bunların dışında da tuzlandıktan sonra balığı
çok farklı şekillerde saklayanlar var. Örneğin
Gevaş Dereağzı Köyü'nde, balıklar tuzlandıktan
sonra kuma gömülüyor. Köylüler bu şekilde tuzlandığında
balıkların daha uzun süre saklanabildiğini iddia
ediyorlar. Burada balık tuzlamayla ilgili olabildiğince
detaylı bilgiler verilmeye çalışılacak. Çünkü göl
çevresinde tuzlu balık tüketim oranı, ülkemizin başka
bölgelerine göre çok yüksek. Buna bağlı olarak başta
tansiyon ve kalp-damar hastalıkları olmak üzere birçok
hastalık oranı da yüksek doğal bir sonuç
olarak.
Van
Gölü çevresinde tuzlu balık tüketim alışkanlığının
ne zaman başladığına ilişkin tam bir kayıt
yoktur. Ancak E. Çelebi (17. yy) üreme dönüşü
avlanan balıkların Defterdar Ağa tarafından tuzlattırıldığını,
tuzlu balıkların kış aylarında İran, Azerbaycan,
Nahcivan taraflarına gönderilerek satıldığını ve
yılda tuzlu balıktan sağlanan gelirle göl etrafındaki
kalelerde kalan askerlerin iaşelerinin sağlandığını
bildirmektedir. Bu kaydın dışında göl çevresinde
tuzlu balık yapımının tarihçesi ile ilgili olarak
her hangi bir kayda rastlanamamıştır. Yukarda
vurgulandığı gibi tuzlama, diğer muhafaza
tekniklerinin gelişmediği dönemlerde başlamış
olup yörede geleneksel bir hal almıştır. Van Gölü
çevresinde tuzlu balık alışkanlığının iki
muhtemel sebebe dayandığı düşünülmektedir.
Bunlardan birincisi balığın biyolojisidir. Balık gölün
tuzlu-sodalı sularında üreyemediği için sürüler
oluşturarak ilkbahar aylarında akarsulara göç
etmektedir. Bu göç o kadar yoğundur ki bu gün bile
her hangi bir av aracı kullanmaksızın çıplak elle
bile balık toplamak çok kolaydır. Yöre halkı
ilkbahar aylarında evinin önüne kadar gelen ve
toplanması son derece kolay balığı toplayarak en
kolay muhafaza yolu olan tuzlama ile muhafaza edip yıl
boyunca tüketmeyi benimsemiştir. Çünkü avcılık için
ek bir maliyet-emek gerekmediği gibi bol olarak
avlanan balığın üreme mevsimi dışında ticareti
de mümkündür. Göl çevresindeki tuzlu balık tüketim
alışkanlığının temelinde öncelikle bu gerekçenin
yattığı düşünülmektedir. İkincisi, göl havzası
yüksek dağlarla çevrili olduğu için (Süphan,
Tendurek, Nemrut, İhtiyar Şahap dağları) uzun süren
kış boyunca ulaşım güçlükleri yaşanmaktadır.
Ulaşımın güç olduğu bölgelerde geleneksel
depolama ve saklama alışkanlıklarının yaygın olduğu
bir çok araştırıcı tarafından bildirilmektedir. Göl
havzasının zor ulaşım koşulları, yöre insanını
balığı bulduğu mevsimlerde en kolay ve pratik
muhafaza şekli olan tuzlamaya sevk etmiş olabilir.
Tuzlu balığın yılın diğer dönemlerinde değil de
sadece balığın üreme döneminde yapılıyor olması
bu düşünceyi desteklemektedir.
Üç farklı geleneksel tuzlama yöntemi vardır:
Birinci
yöntemde; genel bilinen şekliyle balık önce
tuzlanır ve bir gün boyunca kendi suyunda bekletilir,
sonra çıkarılır, suyu biri yerde süzdürülür ve
yeniden kat kat tuzlanarak sandığa dizilir. İkinci
yöntemde; tuzlanıp beklemeye bırakılan balıklar
ertesi gün çıkarılır ve yarım saat ya da bir saat
boyunca güneşe serilir. Bu şekilde suyu çekilen balıklar
tuzlanarak sandığa dizilir. Üçüncü yöntemde
de; tuzlanarak bir gün boyunca kendi suyunda
bekleyen balıklar ipe dizilir, güneşte iyice
kurutulur. Bu üç yöntem genel bir tanımlama ile özetlendiğinde,
geleneksel tuzlama şu şekilde açıklanmaktadır:
“Balık yıkanır,
mesela bir saatte suyu süzüldükten sonra bir leğene
konur. Leğende iyice tuzlanır, karıştırılır,
üç gün (Gölağzı’nda ve Yalındüz’de iki gün
denmiştir) bekletilir. Leğen de su dolmuş olur, o
suyun içinden balıklar çıkartılır, (Çelebibağ’da
ve Yalındüz’de bir kez daha yıkanr) bir sepete,
sandığa, teliz torbaya, süzgece konur, suları süzdürülür.
Sonra tenekeye yahut sandığa önce dibine bir sıra
tuz serpilip, bir sıra balık bir sıra tuz ekilerek
dizilir. En üstüne de gene balıklar görünmeyecek
şekilde tuz serpilir. Erciş-Gölağzı
Mahallesi’nde de bazılarının fasulye yaprağı
serdikleri söylenmiştir. Sandığın altına ve üstüne
birer taş konarak soğuk ve gölge bir yere yerleştirilir.
Balık tuzlanırken içi temizlenmez, çünkü içinde
yumurtaları vardır
ve yumurtası kıymetlidir ama Dereağzı köyünde
fazla tuz gitmesin diye başı koparılmaktadır.”
Tuzlu balığın tüketimi de geleneksel usullerle yapılmaktadır.
Tuzlu balığın tüketimine ilişkin yöresel ifadeler
aşağıdaki gibidir:
“Ekmek
piştikten sonra tandırda kalan közün üstüne
teneke yerleştirilir, balıklar tenekenin üstününe
dizilerek pişirilir. Yahut tuzlu balık yıkanır,
unlanır, ortasından kırılır ve tandıra, külün içine
atılır. Pişince kırıldığı yerden hesdif denen
kanca gibi demire takılarak alınır. Zaten bu yüzden
başta ortasından kırılıyor, aksi takdirde sıcak
balığı tandırdan almak zor olur. Tuzlu balığın
genelde tandırda yapılmışı tercih edilir ama yağda
da kızartılabilir. Kızartılacağı zaman kılçıkları
ayrılır. Bununla birlikte Gölağzı’nda tuzlu balığın
yağda kızartılacağı zaman bütün olarak kızartıldığı
söylenmiştir. Bir de gözlerinden şişe takılarak
tandırda pişirilir.”
 |
 |
|
Kuru tuzlanmış inci kefalları kış aylarında
pazarlarda tuz içinde satılmaktadır. |
Tuzlu
Balık Tüketmek Sağlıklı mı?
Van
Gölü çevresinde tuzlanmış inci kefallarını tüketmenin
sağlıklı olduğunu söylemek ne yazık ki mümkün
değildir. Bu amaçla yapılmış bir araştırma sonuçları
oldukça çarpıçıdır (Sarı ve ark., 2004).
Tuzlu
balığın bozulup bozulmadığını belirmek için bazı
kriterler kullanılmaktadır. Bunlar arasında en sık
kullanılanları TBA ve TVB-N değerleridir. Tuzlanmış
balığın dokularındaki tuz oranı (%), tuzlanmış
ürünün kalitesi hakkında bilgi vermektedir. Orta
derecede tuzlanmış su ürünlerinin etinde tuz oranı
%13’ü geçmemelidir. Yoğun tuzlanmış ürünlerde
ise bu değer %15 civarında olmalıdır. TBA (Tiyobarbitürik
Asit Sayısı) olarak ifade edilen parametre, tuzlanmış
balık etindeki doymamış yağ asitlerinin oksidasyonu
sonucu meydana gelen malondialdehitin, tiyobarbütirik
asit ile ısıtılması sonucu kırmızı rengin
meydana gelmesini ifade etmektedir. Çok iyi bir
materyalde TBA sayısı 3’ten az, iyi bir materyalde
5’ten fazla olmamalıdır. Tüketilebilirlik sınırı
7-8 arası olarak bildirilmektedir. TBA değeri 8’den
fazla olan tuzlanmış ürünler bozulmuş sayılır
(Varlık ve ark. 1993).
TVB-N (Toplam Uçucu Bazik Azot), balıkların
muhafazası esnasında bozulmaya bağlı olarak
dokularda biriken uçucu bazik azot miktarını
vermektedir. TVB-N değeri, depolanan veya uzun süreli
saklanan dondurulmuş, kurutulmuş veya tuzlanmış su
ürünlerinde bozulmanın başlayıp başlamadığını
belirlenmesine yarar. TVB-N değerine göre su ürünlerinin
sınıflandırılmasında
25
mg/100g TVB-N içeren örnekler “çok iyi”
30
mg/100g TVB-N içeren örnekler “iyi”
35
mg/100g TVB-N içeren örnekler “pazarlanabilir”
35
mg/100g’dan fazla
TVB-N içeren örnekler “bozulmuş”
olarak
değerlendirilir. Ancak içsu balıkları için 32-36
mg/100g arasının uygun olduğu bildirilmektedir. Vücudunda
fazla miktarda üre biriktiren köpek balığı, vatoz
gibi balıklarda tüketilebilirlik değeri 50 mg/100 g
TVB-N civarındadır (Varlık ve ark., 1993).
Göl çevresindeki köylerden toplanan tuzlu balık örneklerinin
hepsinde tuz konsantrasyonu oldukça yüksek
olarak bulunmuştur. Tuzun fazla miktarda kullanılmasının
sebebi bozulmayı önlemektir. Tuzlu balık örneklerinde
Merkez-Çitören Köyü dışında, yüzde tuz oranları
normal değerlerin üstündedir. Ancak tuz oranı
yüksek örneklerde doymamış yağ asitlerinin
oksidasyonunu gösteren TBA değerleri yüksektir. Zira
tuzun fazla olması durumunda protein yapısındaki
enzimler denatüre olmakta ve otoliz yavaşlayıp kokuşma
gecikmektedir. Ancak tuz oksidaz enziminin aktivitesini
artırdığından yağların oksitlenme riski artmaktadır.
Bu nedenle tuzlanmış ürünlerdeki en büyük risk yağ
oksidasyonu şeklinde ortaya çıkmaktadır (Varlık,
2004).
Örneklerin doymamış yağ asitlerinin oksitlenme oranını
gösteren TBA değerlerine bakıldığında Gevaş-Dereağzı
Köyü ve Erciş-Çelebibağ Kasabası’ndan alınan
örneklerin dışındakilerde TBA değerleri normal değerlerin
(5-8 mg/kg) üzerindedir. Dereağzı Köyü’nden
alınan örneklerde TBA değerleri 4.8-4.9 mg/kg, Çelebibağ
Kasabası’ndan alınan örneklerde 7.67-7.98 mg/kg
iken, diğerlerinde 12.77-14.73 mg/kg aralığındadır.
Bu durumda Dereağzı Köyü ve Çelebibağ Kasabası dışındaki
tüm örnekler “Bozulmuş” olarak
nitelenmektedir.
Diğer
taraftan dokulardaki uçucu bazik azot miktarını gösteren
TVB-N değerlerine bakıldığında, normal tüketim değerlerinin
çok üstünde rakamlar görülmektedir. İnci kefalı,
yüksek alkali ortamda yaşamını sürdürebilmek ve vücut
iyon dengesini koruyabilmek için vücudunda üre
biriktirmektedir (Arabacı, 1995). Bu durumda inci
kefalı, vücudunda üre biriktiren köpek balığı ve
vatoz gibi balıklar için üst limit olarak belirlenen
50 mg/100 g TVB-N değerine göre düşünülmelidir.
Yukarıda vurgulandığı gibi vücudu ürece zengin
balıklar için 50 mg/100 g TVB-N değeri üst sınır
olup, bundan daha fazla değerlere sahip ürünler
“Bozulmuş” ürün olarak adlandırılmaktadır.
Analiz edilen tüm örneklerde TVB-N değeri normal değerin
üstünde çıkmaktadır. En yüksek TVB-N değeri
98.34 mg/100 g ile Muradiye-Karahan Köyü’nden alınan
örnekte bulunmuştur. En düşük değer ise 58.25
mg/100 g ile Gevaş-Dereağzı Köyü’nden alınan örnekte
tespit edilmiştir. Bu durumda TBA değerinin dışında,
TVB-N değerlerine göre de örneklenen tuzlu balıklar
“Bozulmuş” ürün olarak sınıflandırılmaktadır.
Tuzlu balık örneklerinde yapılan mikrobiyolojik
analiz sonuçlarına bakıldığında toplam
mikroorganizma, maya-küf mikroorganizma, koliform
grubu mikroorganizma ve halofilik mikroorganizma değerleri
arasında farklılıklar gözlenmektedir. Toplam ve
maya-küf mikroorganizmaların miktarında tuzlamadan
sonra azalma beklenmektedir. Zira taze balık,
tuzlamadan önce mikroorganizmalar için daha elverişli
bir ortamdır. Ancak koliform grubu mikroorganizmaların
bulunmaması gerekirken, düşük oranlarda da olsa hem
taze balıkta hem de bazı tuzlu balık örneklerinde
rastlandığı görülmektedir. Bu veriler bize
tuzlamanın hijyen kurallarına uyulmadan yapıldığı
veya saklama esnasında koliform grubu
mikroorganizmalarla bulaşmaların olabileceğini göstermektedir.
Balık
etinin içerdiği tuz oranı, TBA ve TVB-N değerleri
birlikte değerlendirildiğinde, mevcut tuzlama yöntemlerinin
sonuçlarına bakıldığında ortaya vahim bir tablo
çıkmaktadır. Bu haliyle tuzlanarak tüketilen balıkların
neredeyse tamamı bozulmuş durumdadır ve bir çok sağlık
sorununa peşin davetiye çıkarmaktadır. Yörede yüksek
tansiyon hastalığının yaygın olarak görülmesi
ile tuz oranı oldukça yüksek tuzlu balık tüketimi
arasında ilişki kuran bir çok araştırma
bulunmaktadır. Bu yüzden yörede halk sağlığının
korunması için yüksek tuz içeren tuzlu balık tüketiminin
sınırlandırılması veya iyileştirilmesi bir
zorunluluktur. İşte tüm bu gerekçeler aslında yeni
bir tuzlama yönteminin geliştirilmesinin önemine işaret
etmektedir.
Geleneksel
kökenlere dayanan tüketim alışkanlıklarının değiştirilmesi
neredeyse imkansız olduğuna göre, bu tüketim şekillerinin
iyileştirilmesi en doğru yaklaşımdır. Bu amaçla
aynı araştırma kapsamında yeni bir tuzlama yöntemi
geliştirilerek önerilmiştir.
Bilimsel
esaslı inci kefalı tuzlama yöntemi:
Sarı
ve ark. (2004) tarafından yapılan çalışmada başvurulun
bilimsel tuzlama yönteminin, mümkün olduğunca
geleneksel yöntemlere benzetilmesine çalışılmıştır.
Çünkü yörede var olan tuzlu balık tüketim alışkanlığının
tamamen ortadan kaldırılamayacağı bir gerçek olduğuna
göre, yapılması gereken mevcut usullerin bilimsel
yaklaşımlarla desteklenmesidir. Bu yüzden bilimsel
olarak geliştirilen yöntemde, temelde iki farklı değişiklik
yapılmıştır. Geleneksel tuzlama yönteminde balıkların
iç organları temizlenmemektedir. Oysa balığın
sindirim sisteminde bulunan bakteriler, balığın
muhafazasında bozulmanın baş aktörleridirler.
Geleneksel usulde her ne kadar balık tuzlu suda uzunca
süre (1-2 gün) bekletiliyorsa da, tuzun iç organlara
kadar ulaşması zaman almakta ve bu süre içinde
bakterilerden kaynaklanan bozulma başlamaktadır. Bu yüzden
bilimsel esaslı tuzlamada balıkların içlerinin
mutlaka temizlenmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
Nitekim içi temizlenerek yapılan tuzlamada, bozulmanın
daha az olduğu, besin değerlerinin daha az tahrip
olduğu ilerleyen bölümlerde açıklanacaktır. Diğer
taraftan geleneksel tuzlama yönteminde kullanılan tuz
miktarında tam bir tutarlılık yoktur. Bazısı 20 kg
balığa 4 kg tuz kullanırken, çoğunluğu 5 kg balığa
3-5 kg tuz atmaktadır. Balığın ilk tuzlanmasından,
olgunlaşmaya başlamasına kadar geçen süre içindeki
kullanılan tuz miktarı dikkate alındığında karşımıza
her 1 kg balık için 1 kg tuz kullanıldığı gibi
bir sonuç çıkmaktadır. Oysa bu miktarda tuz kullanımı
hem gereksiz, hem de zararlıdır. Bilimsel esaslara göre
yapılan tuzlamalarda kullanılan tuz miktarının
dokularda %15-20’yi geçmemesi gerektiği
bildirilmektedir (Anonim 1977, Hilderbrand 1999, Gökoğlu
2002, Varlık 2004). Bilimsel esaslı tuzlamada kullanılan
farklı tuz miktarları arasında en iyi sonuç, 3 kg
balık için 1 kg tuz kullanılan gruptan alınmıştır.
Bu durumda hem balıklar bozulmadan kalmakta, hem de
besin değerleri yüksek düzeyde bulunmaktadır.
|
 |
|
|
İnci
kefalının kuru tuzlanması için sağlıklı
tuzlama prosedürü |
|
Araştırıcılar
bilimsel esaslara uygun tuzlama yönteminin geliştirilmesinde
Varlık (2004) tarafından bildirilen prosedürü
dikkate almışlar ve TS 2539 (Anonim 1977)’dan
yararlanmışlardır.
Önerilen
yeni tuzlama yöntemi, hem geleneksel yöntemle benzeştiği
için yapımı kolay, hem de hiçbir bozulma unsuru taşımayan
bir tuzlu balık üretimi sağlamaktadır.
|